“Taş Bina ve Diğerleri” – Aslı Erdoğan

“Tutuklu, taş binadan çıkarıp cezaevi arabasına götürülene değin öylece durdu. Dimdik, erişilmez, dilsiz… Rüzgârda savrularak… Bütün tekmelere açık…”

“Lire dergisi tarafından ‘Geleceğin 50 Yazarı‘ arasında gösterilen Aslı Erdoğan, 2010 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandığı son öykü kitabı Taş Bina ve Diğerleri’nde, çağımızın dilsiz tanıklığını, mekânın bedenin ve imgenin içinden dokuyor, evrensel insanlık acılarını büyük bir ustalıkla seslendiriyor.

Aslı Erdoğan 1967 yılında İstanbul doğdu. Bilgisayar mühendisliği ve fizik okudu, yüksek lisansını CERN’de (Avrupa Yüksek Enerji Fiziği Laboratuvarı) hazırladı. Rio de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçti, iki yıl Güney Amerika’da yaşadı. İlk romanı Kabuk Adam 1994’te, öykü kitabı Mucizevi Mandarin 1996’da yayımlandı. ‘Tahta Kuşlar’ adlı öyküsü, Deutsche Welle Ödülü kazandı, dokuz dile çevrildi. İkinci romanı Kırmızı Pelerinli Kent (1998), Fransızca ve Norveççeye çevrilerek Actes Sud tarafından yayımlandı, Gyldendal Yayınları’nın Marg (Omurilik) Serisi’ne seçildi. Radikal’de yazdığı köşe yazılarını Bir yolculuk Ne Zaman Biter adlı kitabında topladı (2000). Şu anda beş dile daha çevrilmekte olan Aslı Erdoğan, uluslararası basında pek çok övgüyle adını duyurdu, Lire dergisince, Geleceğin 50 Yazarı arasında gösterildi. 2004 yılında Hayatın Sessizliğinde adlı çalışması, uzun bir aradan sonra da Taş Bina ve Diğerleri adlı öykü kitabı yayımlandı” (Everest Yayınları, 2016).

©Everest Yayınları, 2016

“Die Friedensmaschine” – Özgür Mumcu (Übersetzung: Gerhard Meier)

Endlich landet die Literaturgattung “Steampunk” im Osmanischen Reich: “Was, wenn der Konflikt vermeidbar wäre? Wenn diese Maschine dafür sorgen würde, dass es nie wieder Krieg gäbe?” (btb Verlag, 2018)

“Istanbul, im Frühjahr 1914. Die Welt steht kurz vor dem Ausbruch eines großen, blutigen Krieges. Was, wenn der Konflikt vermeidbar wäre? Wenn eine Maschine sich die neuesten Erkenntnisse auf dem Gebiet des Elektromagnetismus zunutze machen und das Denken jeden einzelnen Menschen beeinflussen könnte? Wenn diese Maschine dafür sorgen würde, dass es nie wieder Krieg gäbe?

Die Suche nach den Antworten auf diese Fragen führt den jungen Türken Celal weg aus Istanbul, wo er ein bescheidenes Dasein als Verfasser erotischer Literatur führt. Eine abenteuerliche Reise durch Europa beginnt. Quer durch einen Kontinent, der geradewegs in die Katastrophe zu stürzen droht” (btb Verlag, 2018).

Özgür Mumcu ist Journalist, Schriftsteller und Jurist. Er zählt zu den angesehensten und kritischsten Stimmen der Türkei. Mumcu lehrt Internationales Recht an der Galatasaray-Universität in Istanbul und schreibt für die türkische Zeitung “Cumhuriyet”. 2016 nahm er stellvertretend für seine Kollegen bei “Cumhuriyet” den Alternativen Nobelpreis an. Die Zeitung wurde für das “furchtlose Eintreten für die Meinungsfreiheit in der Türkei” ausgezeichnet. Sein Vater, Ugur Mumcu, war ein berühmter investigativer Journalist; er wurde 1993 durch ein Bombenattentat ermordet. “Die Friedensmaschine” ist Özgür Mumcus erster Roman.

Biz Rüya Görürken – Clemens Meyer (Çev. Levent Bakaç)

Ödüllü Alman yazar Clemens Meyer’in Türkçe’ye çevrilmiş ilk ve tek romanı…

“1977 doğumlu Clemens Meyer büyük bir beğeni toplayan bu ilk romanında, iki Almanya’nın birleşmesi sırasında kaybolan bir gençliğin hüzünlü hikâyesini yazıyor. Daniel ve arkadaşları Rico, Mark, Walter ve Pitbull lakaplı Stefan, Leipzig’in karanlık ve yoksul Doğu kısmında daha iyi bir hayata tutunmaya çalışıyor ama bunu bir türlü başaramıyorlar. Daniel şöyle anlatıyor bu durumu: ‘Elbette o zamanlar çok eğleniyorduk fakat yaptığımız her şeyin içinde açıklamakta zorluk çektiğim bir tür kaybolmuşluk vardı.’

Birleşme öncesi ve birleşme sonrası anılar birbiri ardına ve son derece doğal bir akış içinde sıralanıyor: Parçalanmış aileler, başarısızlığa mahkum okul hayatları, çocuk denecek yaşlarda alkolle tanışma, uyuşturucunun sonlandırdığı taze yaşamlar, genelevde biten gençlik aşkları, acemi ve çocuksu soygunlar, karakollarda kalorifer borularına kelepçelenmiş olarak geçirilen geceler ve tüm bu kaybolmuşluğa rağmen süren ve yaşatılan hayaller.

Meyer politika yapmıyor, yalnızca anlatıyor. Elinden kaçıp giden gençliğini bir yanından yakalamaya çalışan Daniel geriye dönüp bakarken kendi kendisine şu soruyu soruyor: “İnsan on beş yaşındayken hâlâ çocuk mudur?”

Ayrıntı Yayınları